AYGÜN A.Ş. Anasayfa


Mimari Alüminyumun Dünü, Bugünü ve Yarını
 

         İnşaatlarda yoğunlukla kullanılagelmiş ağır çelik malzemelerin yerine 2.Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında daha hafif, dayanıklı ve kolay biçimlendirilebilen alüminyum malzemeden üretilmiş profillerin üretilmesiyle, mimari doğramada yeni bir çağ başlamış oluyordu.
         Böylece, uzun yıllar bakım gerektirmeyen, boya, çürüme, paslanma, haşere tahribatı, deformasyon ve benzer sorunları olmayan, kendini ve camı taşıyan, üstelik % 100 geri kazanımlı ve doğa dostu alüminyum doğrama sistemleri, yapılarda hak ettiği yeri hızla almaya başladı.
         Ancak; yüksek ısı iletkenliği özelliğine sahip bu malzemenin, doğal yapısı itibarıyla teknolojinin birçok alanında büyük avantaj sağlaması ve geniş kullanım alanları sunmasının yanında, aynı özellik, mimari alüminyum sektöründe ciddi bir dezavantaj oluşturmaktaydı. Isının, içerde veya dışarıda tutulabilmesi, kondensasyon (terleme) sorunları; 70'li yılların ortalarında, ekstrüze edilmiş iki ayrı alüminyum profilin; dirençli, genleşme katsayısı alüminyumla aynı ve ısı geçirgenlik katsayısı çok düşük sentetik köprülerle birleştirilerek ( kompozit ) tek bir profil olarak kullanılması yoluyla çözüldü.
       EPDM ve benzeri, zaman ve kullanıma dirençli iç, dış ve orta contalar; modern menteşe, makas, kol ve karşılık sistemleriyle birleşerek genel yalıtım (su, hava, ses, toz) açısından mükemmel sonuçlar verirken aynı mekanizmalarla tüm kanatlarda, çeşitli açılım biçimlerine imkan sağlanmaktaydı.
       Bu süreçte, malzemenin taşıyıcılığının matematiksel olarak doğru değerlendirilmesi ve yardımcı taşıyıcı elemanların katkısıyla, doğrama dediğimiz, camı da içeren yapı öğesi, yapının cephesinin tümünü ya da büyük bir kısmını, zeminden çatıya kapatır güce erişebilmiş, alüminyum levhalar, alüminyum kompozit plakalar gibi hafif ve dayanıklı kaplama malzemelerinin, seramik, tuğla, doğal ve suni taş kaplama ve benzer öğelerin de desteğiyle, yapının dış yüzünün tek elden bitirilebilmesi sağlanabilmiştir. Aynı gelişim çizgisi içinde, mimari cam boyutundaki ürünlerin de dikkat çekici olduğu inkar edilemez.
      Doğal ışığı belli oranlarda içeri alan veya yansıtan, renkli ve reflekte türler,  ısı ve güneş korunmalı, kaplamalı, farklı kalınlıklarda çift ya da çoklu cam üniteleri, ısıl işlemlerle dayanıklılığı çok yükseltilmiş temperli ürünler, çekme yükünü başarıyla karşılayan lamine kompoze emniyet camları, bu konuda neredeyse ayrı bir bilim dalının oluşmasında etken olmaktadır.  
     Cam ünitenin, ana taşıyıcı alüminyum elemanlara bağlı kapaklarla sabitlendiği ve artık klasik diyebileceğimiz yatay- düşey, yalnız yatay veya yalnız düşey kapaklı giydirme cephe sistemlerinin yanı sıra, yine aynı cam ünitesinin, özel alüminyum çerçevelerle fabrika ortamında, kimyasal elemanlarla yapıştırılması sonucu yaratılan panellerin, bina cephesinde oluşturulmuş yatay düşey ana taşıyıcı alüminyum kasete montajı sonucu, strüktürel silikon cephe sistemi gelişmiş, bu şekilde dıştan alüminyum taşıyıcıların görülmediği, yalnızca cam elemanların seçildiği masif cepheler, cephe mimarisinde yeni bir aşamayı teşkil etmiştir.
      Bundan bir sonraki aşamada ise, yatay ve düşey ana taşıyıcı alüminyum konstrüksiyonlara gerek duymayan, panel ve yarı panel sistemleri görmekteyiz. Böylelikle binaya ait giydirme cephe, yapının kendisiyle neredeyse eş zamanlı yükselebilmekte, fabrika ortamında prefabrik anlamda tamamlanan paneller, her biri kendi iç gerilim ve genleşmelerine münferiden sahip olarak, yan yana ve alttan üste dilate prensiple, önceden ana yapıya bağlanmış kenetlere taşıtılarak, çeşitli vinçler yardımıyla monte edilmektedir.
      Bu gelişmeye paralel, yine 90'lı yılların yarattığı "planar" olarak adlandırılan cephe sistemi dikkati çekmektedir.
     Paslanmaz çelik, boyalı çelik ve çelik gergi elemanlarından, tek tek veya kombine olarak makas biçiminde oluşturulan ana taşıyıcılar üzerine, yine paslanmaz çelikten (inox) imal edilmiş "spider" (örümcek) görünümlü özel ayarlı cam taşıyıcılar, çok geniş ve yüksek, düşey ya da eğimli alanların, son derece saydam ve hafif bir mimari görünümle örtülmesinde aranılan bir teknik ürünü teşkil etmektedir. Son yıllardaki gelişmelerle, çift cam ünitelerinin de monte edilebildiği bu sistemler, özellikle genel kullanıma yönelik alanların, cephe ve çatı ışıklıklarının kapatılmasında sıkça kullanılır olmuştur.
      Önceleri mağara ağzını örten, birbirine tutturulmuş postların koruyuculuğu ile dünyaya gözlerini açan, daha sonraları hava ve ışık gereksinimi ile, ana yapının muhtelif noktalarında açılan yarı saydam deri kaplı birer delik olarak karşımıza çıkan, pencere ve kapı dediğimiz olgu, Fenikeli gemicilerin kumsalda yaktıkları ateş sonucu buldukları cam öğesinin de katılımıyla, doğramalaşmış, 20. yüzyılın, teknik olarak neredeyse düşey çizgili grafiğine paralel olarak, ana yapı içindeki yerini, ortalama % 50'ye yaklaşan bir orana yükseltmeyi başarabilmiştir. Çelik, alüminyum ve cam kardeşliğinde oluşmuş ve oluşmakta olan birçok yapıda % 100'lere de vardığını gördüğümüz bu oran, taş ve ahşabın tahtını uzun süredir kullanmakta olan Betonarme sistemlerin, bu tahtı 21. yüzyıl mimarisinde kimlere terk etmek zorunda kalacağına da açık örnek teşkil etmektedir.
     Kurucularının, bu sektördeki faaliyetleri daha geçmiş yıllara dayanmaktaysa da, şirket oluşumu itibariyle, 1979 yılından beri inşaat sektörümüze hizmet veren "AYGÜN ALÜMİNYUM"; yukarıda sıraladığımız tüm oluşumları, tarihçe itibari ile de yaşamış ve yaşatmakta olan bir kuruluştur. Aynı sevinç, sıkıntı, keyif ve hayal kırıklıklarını benzer şekilde yaşadıklarına inandığı düzeyli sektördaşlarına duyduğu şükran ve saygı, firmamıza güven duymuş ve duyacak, iş sahibi, müteahhit ve mimar-mühendis dostlarına duyduğundan farklı değildir.

    Şüphesiz ki gelecek kuşakların kavuşacağı; güzelin çirkine, doğrunun eğriye ve nihayet erdemin erdemsizliğe geçit vermeyeceği daha hümanist ve yaşanılır bir ülke ve çevreci dünya hepimizin ortak hedefi... 

Bunu biliyor, seviniyor, gurur duyuyoruz.  

AYGÜN  ALÜMİNYUM